Cemil Şinasi Türün Kimdir?

Liseyi Ankara Mustafa Kemal Atatürk Anadolu Lisesinde bitiren Cemil Şinasi Türün, peşinden bir yıl ODTÜ Elektrik ve Elektronik mühendisliğinde okuduktan sonrasında -lisansındaki yüksek ortalamasını yakma bahasına da olsa-Boğaziçi Üniversitesindeki aynı isminde bölüme aktarma oldu ve 1988’de oradan diplomasını aldı. Bu yazımızda Cemil Şinasi Türün’ün akademi yıllarını, iş yaşamını, şirket kurma serüvenini ve blokzincirine giriş hikayesini derledik. İyi okumalar!

Akademi Yılları

Boğaziçi üniversitesi elektrik-elektronik mühendisliğine geçmiş olduğu dönemlerdeki yaşadıklarını kendisi şu şekilde konu alıyor:

“Boğaziçi’nde kimse beni mühendislik talebesi olarak bilmezdi, bu sebeple hem tiyatro kulübünde faaldim hem de gelir gelmez, daha ikinci sınıfta Boğaziçi Beyazperde Kulübüne başkan olmuştum. Günlerim buralarda, Sosyoloji ve Felsefe bölümünde ve güzel sanatlar derslerinde geçiyordu. Fakat bir halde mühendislik derslerini de bitirdim. Disiplinlerarası olmam gerçeği şimdi de değişmedi.”

Grafik tasarımı ile tanışması ve üniversitede araştırma görevlisi ekibine girmesini ise şu şekilde aktarıyor:

“Mezuniyet sonrası master için Bilkent Güzel Sanatlar Fakültesine başvurdum. Ben başvurduğum sırada fakülteye yeni bir dekan atanmıştı ve o da benim şeklinde bilgisayar grafiği sevdalısı bir hocaydı. Onun desteğiyle Grafik Tasarım bölümünde asistan oldum ve bilgisayar grafiği üstüne çalışmaya başladım. Master tezi olarak da kendime bir 3D bilgisayar modelleme ve animasyon yazılımı ürettim. Oldukça kıymetli iki arkadaşımın desteği bu tezi bitirmemde mühim oldu: Ogan Ocalı ve Ferhat Büyükkökten. Ferhat halen Google’da oldukça mühim projelerde liderlik meydana getiren, müthiş yetenekli bir yazılım mimarıdır; ikisine de o gün bugündür oldukça yakarma ederim.

Doktoraya da Bilkent’te başladım. Derslerimi tamamladıktan sonrasında 1993 yılı başlangıcında doktora jürime “dünya genelinde hyperlinkli devasa bir ağın yaşamımıza tesiri ne olur” temalı bir sav yapmak istediğimi anlattım. Bu şekilde bir ağ olduğunda en temel sorulardan birinin, kolayca ve bedavaya kopyalanacak dijital içeriklerin bedellerinin ödenmesi olacağını, bunun için de yeni bir tür “dijital para” gerekeceğini iddia ediyordum (ek olarak devasa bir arama ve içerik sıralama motoru da olması gerekecek diye yazmıştım).”

Türün yeni dijital dönemin başladığının sinyallerini iyi mi aldığını da şu şekilde dile getiriyor:

“O süre jürimdeki kıymetli profesörler, “bu söylediğin ağ ne kadar sürede ortaya çıkar?” diye anlamlı bir sual sordular; hocalardan biri, “mesela 6 yıl sürer mi oluşması?” diye sordu. Çantamdan Wired dergisinin Ocak 1993 tarihindeki ilk sayısını çıkardım ve hocalarıma gösterdim. Onlar dergiye göz atarken yanıt verdim: “bu dergiye bakılırsa 6–7 ay içinde”. Ve hakkaten de benim için o zamanı günün üstünden daha bir yıl geçmeden dünyanın dört bir tarafında insanoğlu ilk web sayfalarını yaptılar ve böylece yeni bir dijital çağ açılmış oldu.”

ABD/ Ohio State Üniversitesi Yılları ve Dönüşü

Web oldukça süratli bir gelişme gösterince, Bilkent’teki doktorasına ara verip bir yıl içinde ABD’da, Ohio State Üniversitesi’nde hem doktora talebesi hem de hoca olarak işe başlamış olan Türün, sonraki zamanlarda niçin ülkeye geri döndüğünü ise şu şekilde özetliyor:

“İnternet gözümün önünde oluşuyordu ve benim kararım Türkiye’ye tekrar asla dönmemekti… Fakat kısmet işte, bir yıl geçti yada geçmedi, kendimi yine ülkemde, ilk yerli kurumsal web sayfalarını meydana getiren ekibin başı olarak buldum. Üniversitede doktora hocamı haksız yere kapıya koymuşlardı ve ben aynı günlerde İstanbul’dan oldukça iyi bir iş teklifi almıştım. Kaderim ülkemdeymiş dedim.”

İş Yaşamı

Aslına bakarsak daha 19 yaşlarındayken Merkez Bankası ve başka devlet kurumlarına bilgisayar sistemleri kurarak ustalaşmış hayata geçmiş olan Türün, okurken de bir taraftan devamlı çalıştığını dile getiriyor. Sadece ABD dönüşü artık bilimsel nitelikli hayatına son verip, 1996’dan itibaren devamlı sadece bir tek part-time ders veren bir öğretim görevlisi bulunduğunu vurguluyor.

1997-2007 yılları aralığında Yoğurt Teknolojileri isminde, örneksiz teknoloji üreten bir butik ajansın kurucu ortağı ve genel müdürü olarak vazife yapmış oldu. Türkiye’nin ilk yerli 3D oyunu Pusu’dan, Gizyazı Kapakta isminde Coca-Cola kampanyasına, eriyen buz küpünden parası olan online oyunlara, sanal dünyalara 100’ü aşkın sayıda ürün ve inovasyon içeren proje geliştirdi. Yoğurt Teknolojileri bu 10 yıl içinde vatanımızda bir ekol oldu, pek oldukça kıymetli insanoğlunun yetiştiği ve kendini geliştirdiği bir okul gibiydi.

Sonraki süreci ise şu şekilde aktarıyor:

“Sonrasında, şirketlerimizin sorunlarını azca paraya oldukça sıkıntıya yapmaktan sıkılıp, 1 Ocak 2007 sabahı, artık bir dünya şirketimiz olsun, bunun için yatırım almalıyım diye bir niyetle yataktan kalktım. Ve, aynı senenin ortalarında vatanımızda kurulan ilk kurumsal teknoloji yatırım sermayesi şirketinden 600,000 dolar yatırım aldık. Yatırım şirketimiz Golden Horn Ventures’ın genel müdürü Mehtap Özkan bu yatırım sonucunda öncü olmuştu. Kendisi de ABD’de uzun seneler çalışmış tecrübeli bir yazılımcı ve yatırım danışmanıydı. Silikon Vadisinin müessese temelinde yer edinen ilk VC firmasından birisini kuran şahıs olan Bill Draper’ın oğlu Tim Draper ile çalışmıştı ve hepsinin itimatını kazanmıştı.”

Yoğurtistan ve Kayme

Cemil Şinasi Türün, Yoğurtistan isminde projesinden ise şu şekilde bahsediyor:

Ne yapacaksınız sorusuna: “Uzak olmayan bir gelecekte gerçekleşecek finansal krize karşı alternatif olabilecek, web üstünde işleyen yeni bir para sistemi yapacağız” demişlerdi.

Yoğurtistan isminde projemizin “elevator pitch”i, kısaca bir dakikalık özeti bile saçları diken diken edecek bir start-up fikriydi. Multi milyarlık ve uçuk bir fikirdi… Bu yüzden, Türkiye’deki minik düşünen ve start-up denildiğinde ABD’den çalıntı fikirler haricinde herşeyi reddeden zihniyetteki tüm insanları karşıma aldım. Ürünle uğraştığımız kadar bir de bu zihniyete karşı savaşım etmemiz gerekti.

Yatırımcı soruyor: “Kriz ne süre olacak?”. Yanıt: “Bilmiyorum”.  “Peki iyi mi yapacaksınız?”. “Bunu da çalışıp bulacağız” dedik. İlk aşamada, web üstünde işleyecek yeni para sistemini taşıyacak bir vasıta bulmak gerekliydi. Bunun için en iyi bildiğimiz yerden probleme saldırdık: Üç boyutlu oyun dünyası ve oyunlar içindeki sanal paralardan yola çıkmaya karar verdik. Şundan dolayı daha ilkin ülkemizin ilk yerli 3D oyunu Pusu bizim ofiste yapılmıştı. Çin’in şu anda en yaygın dijital ödeme biçimi WeChat içindeki oyun parası kökenli paradır. İşte onu meydana getiren Tencent şirketi da bizim şeklinde oyun kökenliydi.

Elimizde ikinci oyunumuz olan “Eti Yami Mekanik İstila”dan kalma başarıya ulaşmış bir 3D oyun motoru vardı. Dahası, ülkemizin ilk sanal para deneyleri diyebileceğim Coca-Cola kapakları altından çıkan şifrelerle internette harcanabilecek dijital akçeler verme işi de 2000’lerin başlangıcında bizim ofiste geliştirilmiş deneylerdi.  Sonradan adı Genç Turkcell olacak olan kampanya/ürün fikri bile bizim ekipten çıkmış (bizim verdiğimiz ad Yalan Dünya idi), sonrasında aynı düşünce boyutu küçültülerek gerçek hayata uyarlanmıştı.”

Fakat, 2008 başlangıcında gördük ki, bu web parasını -kayme demiştik adına- taşıması ihtiyaç duyulan oyun ya da sanal dünya, bir browser’ın içinde çalışmazsa hiçbir kıymeti olmayacak. Şundan dolayı o süre kitlelere ulaşamayacağız. Şu demek oluyor ki, insanlara PC’lerine hususi bir 3D oyun motoru yükletmek bizim sanal paranın sonu olacaktı. Söylememe gerek yok herhalde, o süre daha cep telefonu ve app’leri dünyamızda değildi. Ikimiz de browser içinde çalışan bir üç boyutlu dünya kurmaya giriştik! ve bunu başardık da. Hatta Second Life isminde meşhur California şirketi bizi ofisinde ağırlayıp 3 boyutlu motorumuzu kullanmak bile istedi.

Doğal o zamanların dünyasında hemen hemen Satoshi yada cryptopara kavramları yoktu, bu sebeple daha bitcoin makalesinin yazılmasına bir yıl vardı. Kayme adını verdiğimiz dijital paranın, bir tek sanal dünyada değil, gerçek dünyada da geçeceğini söylediğimizde ne anlıyordu insanoğlu bilmiyorum. Herhalde azca bir şey anlıyorlarmış ki, toplantılarda epey kişinin zihninin yandığını hatırlıyorum.”

2008 yılının sonuna doğru dünyada “Mortgage krizi” denilen şey patladı. Türün’ün şirketinin ortakları olan yatırım şirketinin yöneticilerinden birisi “işte senin kriz de geldi” söylediği süre “bu o değil” diye yanıt verdi. 2008 yılı yazında kayme adlı dijital web parasını daha işin en başlangıcında halka arz edebilir miyiz diye düşünüyorlardı. Hemen hemen asla kar etmemiş, hatta daha satış bile yapmamış bir firmanın dijital parası ile halka arz (IPO) yapılıp para toplanır mıydı?

4. Şirketi En Baştan Halka Arz Etme Fikri…

Şirket hemen hemen yeniyken kayme satarak halka arz yapmak fikri 2008 için oldukça erken, oldukça aşırıydı. Fakat sonradan ICO’lar 2017’de yaygınlaştığı süre hepimiz bu mekanizmayı benimseyiverdi. 2008 senesinde bu mevzuyu danıştığı SEC’den (ABD’nin SPK’sı) emekli danışmanlar, kendisine birinci günden halka arzın hukuk dışı olmadığını sadece epey pahalı olacağını söylemişlerdi.

Tim Draper ile olan görüşmesini ise Türün şu şekilde aktarıyor:

Ekim 2008 krizinin hem ertesinde bizim fona, dolayısıyla da şirketime ortak olan, o sıralar İTÜ Arı-1’deki ofisimize de gelmiş olarak bizi ziyaret etmiş olan Tim Draper’a 2009 başlarında bigün iade-i ziyarete California’ya gittik. Kendisine baştan kayme satarak halka arzı düşündüğümü, bu şekilde merkezden takip edebildiğimiz, her biri tekil (unique) dijital bir koda haiz kaymelerin elden ele geçeceğini ve bizim şirket hisselerimizin de bu şekilde halkın elinde olacağını, hatta dinamik bir ortaklığa bile bu yapının olanak vereceğini anlattım. Tim bana şu şekilde bir baktı ve “Sen komünist misin?” diye sordu. Değilim dedim. Komünizmin bitmiş bir sistem bulunduğunu ve burada bambaşka ve yeni bir evren oluşmakta bulunduğunu söyledim. Tim de bana Rei adlı Amerikan şirketinden ortaklık yapısı ile ilgili bir örnek verdi, sanırım Rei’nin yapısının komünist bulunduğunu düşünmekteydi. Sonuçta bizim önden halka arz gerçekleşmedi.

Tim’in 2017 senesinde dünyada meydana getirilen iki ICO’da bireysel yatırımcıların para yatırmasını elde eden, öncü isim haline geldiğini, dünyada şu anda bitcoin’e yatırım yapmış olan en mühim isim bulunduğunu görünce gülümseyerek o cümlesini hatırlıyorum. “Tim sen arada komünist mi oldun?” diye sormak isterim ona.

“İleri fikrilerimiz vardı gördüğünüz şeklinde… Fakat önemli bir hatamız da vardı: Kaymeyi merkezi bir yapıda düşünüyorduk. Oysa ki insanların arasındaki ekonominin gayri merkezi işlediğini de oldukça iyi biliyorduk. Bu çelişkiyi iyi mi çözeceğimizi ileriye bırakmıştık. Biz, tasarımımızda, merkezi olarak basacağımız bir dijital kodu (kaymeyi) gayri merkezi bir şekilde elden ele geçirterek ekonomik yapıyı işletecektik. Bugünkü para sisteminde de olan önemli bir hatası ikimiz de yapıyorduk, Feysbuk Libra da aynı hatası meydana getirecek, görmüş olacaksınız.”

Kendi Tabiriyle ‘Blokzinciri Eri’ Olması

Türün’ün Bitcoin ile tanışması 2011 Mart’ında olmuştu. Firmanın ileri gelen teknik zihinleri, CTO’su ve iş geliştirme müdürü bu mevzuyu araştırdılar ve bir rapor ortaya koydular. Onların üstünde uğraştığımız kayme, gündelik yaşam içinde geçerli olacak bir para birimi olduğundan Bitcoin’i yetersiz ve ödeme aracı olarak oldukça yavaş bulmuşlardı. Esasen o dönemde Bitcoin bir deneyden daha çok değildi, kimse hemen hemen onu ciddiye almıyordu. Onlar da fazla üstünde durmadık.

“Bu Bitcoin bakkalda asla geçmez, boşverin.”

Sonrasında, 2014 yılına gelindiğinde kendi deyimiyle artık ‘pilleri bitmiş’ti. Ofisi kapatıp, tek başına blokzinciri ve gayri merkezi sistemleri çalışmaya karar verdi. O sırada şimdiki ortağı 1990 doğumlu Onur Kılıç ile karşılaştık ve kendi ifadesiyle o Türün’ün hocası, Türün de onun deneyimli ağabeyi oldu, beraber blokzinciri öğrenmeye koyuldular. Bu işe koyulur koyulmaz da ülkenin vadeli çeklerinin aslen çek olmayıp kağıt bir blokzinciri üstünde çalışan hususi bir kredi sistemi bulunduğunu farkettiler. Defterhane isminde girişimleriyle de bu sistemi hakiki bir blokzinciri üstüne koymakla uğraşıyorlar.

Bu dijital para ve girişimcilik deneyimleri yardımıyla şu anda da blokzinciri teknolojisini takip edebiliyor ve geleceği mevzusunda örneksiz fikirler geliştirebiliyor. Kendisine necisin diyenlere, “ben bir blokzinciri eriyim” diyor.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir